Kemal Tahir Sözleri

Osmanlılık, bir tarih döneminde, çok önemli bir coğrafya alanında, çok onurlu bir insanlık görevi yüklenmştir. Osmanlılık, kolektif dehayla kurulmuş bir dünya imparatorluğudur. Salt geçmişi değil, taşıdığı insan değeri ve özelliğiyle ne kadar görünmezden gelinmek istenirse istensin, geleceğimizi de etkileyecek bir deha eseridir. Anadolu Türk dehasının en büyük eseridir…

Gerçekten uzak düştüğümüzü, gerçek olaylar bile bize anlatamıyorlarsa, rezilliğimizi hiçbir kuvvet, hiçbir palavra örtbas edemez.

Neyi niçin aradığını önceden bilemiyorsan, hiçbir yerde, hiçbir şeyi bulamazsın. Yanıldığının ispatını bile..

Romanın temeli bilgi, büyük romanın temeli bu bilgiyi de aşabilmektir.

Korkuların bulunduğu yerde, bildiğimiz toplumsal suçluluk duyguları vardır. eğer bu böyle olmasa, bütün bir toplumu, delilikle, ruh hastalığına tutulmuşlukla nitelemek gerekir.

Sanatçının en büyük rakipleri hayatın bizzat kendisinden başka kendinden önce yaşayıp ölmüş büyük sanatçılardır.

Bir sanatçı, eserlerinde aramayı bırakıp hissettiği ve düşündüğü şuurla ifadeye başlamışsa kendisini bulmuş demektir.

Bir milletin edebiyatı o milletin sosyal hayatına, bu hayatın karakterini tayin eden sosyal münasebetlere bağlıdır. Tıptı iç ve dış politikası da aynı suretle sosyal hayatına ve bu hayatı karakterize eden münasebetlere nasıl bağlıysa..

Hiçbir milletin sanatı yüzdeyüz yerli olamadığı gibi, yüzdeyüz yabancı kopyacılığı ile de var olamaz. Toplumların iç kanunlarında olduğu gibi dış kanunlarında da insanların birbirleriyle alış-verişe girmeleri, kaçınılmaz bir var olma şartıdır. Başka memleketlerin sanat ve fikir eserleriyle kurulacak ilintiler bu açıdan ölçülüp biçilmelidir.

Sanatçının politika yapması, iyi sanat yapmasıyla mümkündür.

Gerçek sanatçılar için en büyük zorluk iktidardaki güçlerle beraber olmaktır. en büyük kolaylık da, elbette, bu güçlere karşı olmak.

Kötü politikacı, politikanın içine rahatça yerleşen, giderek onun pisliklerinden zevk almağa başlayan heriftir.

Bir sanat tarihi için en büyük tehlike, sadece şekiller ve meseleler tarihi haline gelmesidir. Çünkü sanat eserleri sadece şekiller ve meseleler için meydana getirilemez. Çok daha önemli olarak dünya görüşlerini, yaşama şartlarını, inançlar ve bilinçleri yansıtırlar.

Tarihten kaçmak, namustan, doğruluktan, bilgiden kaçmaktır.

Sanat, bir küçücük kaytarmacı, devşirme bunaltı ilacı, gönül eğlencesi, çocuk oyuncağı değildir.

Büyük bir tarihi olmayan, böyle büyük bir tarihe dayanmayan toplumlar, hiç bir şart altında, bir büyük milli edebiyat-sanat yaratamazlar, böyle büyük bir edebiyat ve sanat yaratamadıkça da dünya edebiyat ve sanatının vardığı çizgiye katiyen ulaşamazlar.

Şairlerini gerçekten seven, onlara gerçekten saygı duyan bir toplumun, hele bu toplumu idare eden, bu toplumda etkisi bulunduğu bilinen güçlerin ödevi, şairlerinin kusurlarına bakmamaktır.

Yığını anlamak insanı anlamak değildir. İnsanı anlamayınca yığını anlıyorum sanmak, kendini aldatmaktır.

Sanata en büyük sahtecilik, milli kalıplara yabancı özler doldurmakla olur.

Hiçbir sanat eseri yüzde yüz yerli olmadan büyük olamaz Yerli olmanın şartı, biçimde olduğu kadar özde de yerlileşmektir.

Yabancı olan her şeyden, ancak, onu, milli kültürümüzle aşabildiğimiz takdirde yararlanabiliriz.

Bilimde, fende, kısacası bütün insan yaratıcılığının ürünlerinde olduğu gibi, bütün batı sanat eserlerinin yaratılmasında, yeniden anlamlandırılmasında, bütün insanlık gibi, bizim de, Türk insanının da gerçek alın terimiz, gerçek payımız vardır. Bu paya ancak, onları kendi milli kültürümüzle aşarak sahip çıkabiliriz.

Sanatta önemli olan, bir kelimenin şöyle veya böyle söylenmesi değil, neyi anlatmakta oluşudur. Biz, insanlarımızın hangi seslerle konuştuğunu değil, neler söylemek istediklerini, dünyayı nasıl gördüklerini merak etmeliyiz.

Akla esen her kelimeyi teklif ederek bir dilin zenginleşeceği inancı, dil bilgisi diye bir ilim kolunun var olduğunu inkar etmekle birdir.

Bir milletin entelektüel özellikleri yüksek bir seviyeye ulaşamaz, dil ruhtan mahrum olursa orada büyük bir nesir doğamaz.

Şiir gerçek mahiyette müzikten ayrılamaz.

Düşüncenin hür olması ve ilerlemesi için nesrin gelişmesi gerektir.

Milletin dili ruhudur, ruhu da dili…

Düşünceyi ve ruhu ancak gerçek sanatçı dile getirir.

Dil ve hayat ayrılmaz kavramlardır.

Kültürle dil birbirlerinden ayrılmazlar. İkisi bir arada gelişirler. Dilde üstünlük yaratamayan bir milletin düşünceleri de kapalı, dar ve sınırlı kalır.

Bugün içinde debelendiğimiz ekonomik-sosyal zorluklarımızın kaynağı, Ondokuzuncu yüzyıl başından bu yana batılı sömürücü (emperyalist) güçlerin, kendi çıkarlarına göre bizi batılılaşmaya zorlamalarından ve bizim bu zorlamaya bilir bilmez koşulmuş olmamızdandır.

Kimseye kitap tavsiye etmem. Eğer tavsiye ettiğim kitaba layıksa onu araya araya kendisi bulur. Layık değilse hediye etsem okumaz, hatırım için okusa da anlamaz.

Sevmek de yanlış bir hareket olur, icap etmeyen yerde kullanırsak.

Dünyada, bir Türk minyatüründeki dünyadan daha tuhaf, daha bahtiyar ve daha lezzetli bir dünya olamaz.

Bildiğimiz kadar yaşarız.

İki çeşit insanla konuşmağa doyulmaz. Ya hakikaten basit, yahut da, hakikaten alim olmalı.

Dünyayı düzeltmek kabildir. Buna inanmak için “adam sen de bana ne” demekten başka bir söz aramak kafi.

Sevimli adam, sözlerimizi dikkatle dinleyen midir, yoksa söylediklerimizle kulak asmadan bize hak veren mi, henüz anlayamadım.

Yollarda, yol parası verdiğimiz için yürümeyiz. İşimiz vardır.

Yüzmek, balık taklidi yapmaktır.

Şarlo, komik bir adam olmadığı için büyüktür.

Bir memlekette hakiki ve köklü ve ömürlü realist eserler yaratılabilmesi için, halk kitlelerinin sanatla daha yakından ve aha büyük kalabalıklar halinde ilgilenmesi lazımdır.

Atom gücü, süper devletleri, dünyanın efendisi yapacak yerde, kendi icat ettikleri zincirlerle kendi kollarını bağlayan avanak maymunlara çevirmiştir.

Sanatta hiçbir yeni buluş, yeni fikir, eski pisliklerle yanlışları haklı çıkarmak için kullanılamaz

Sende Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir