Orhan Alkaya Şiirleri

Yenilmişler İçin İkinci Parça

peki beni kim intihar etti
kim tedavülden kaldırdı böyle erken
inlerken görülmem hoşlarına gitmedi mi
bir içevurum fazla mı geldi bu sığlıkta
nasıl da dijital şimdi yakınlıklar
parlak kanatlarıyla gökyüzüne kaybolurken anka
kimse tanrıyım demesin, hepimiz sarhoş kaldık
varedene duyulan hasret gibi yoksul anda
nerde şimdi Burgonya Beyleri, Kara Şövalye
gölgeye dokunanlar nerde
böyle erken mi kesilecekti sözüm, tam da burada
ciltler dağıldı, dağıldı olmayan ne varsa
güzel sözcüklerim, Mallarme’m, Yahya’m nerde
beni de beni de beni de… intihar ettiler
dosya kapandı katilim nerde.

Anlamlar I

yalnız bir hata mı, sarsak adımlarıyla hayatı yürür
hayat da yürür, dil ağır prangasıyla sürüklerken hayatı
kuytu bir gül yaprağına sinmiştir, ne gam
söz eksilmeseydi, yangın nereden nerelere yürür

akşam koyu bir hatadır, telafisi üzerimize yürür
gündoğumu ayrı şölen, her dilde ayrı yürür
yalnız bayancı yabancılaşmaz, alışmak ağır ölüm
ölüm gelir, her seferinde başlangıca yürür

benim bu yok edici tutkum, hep içimden yürür
bir adam kalır dışarda, yükü ömrüme yürür
kuytu bir masal, bir mermi olur, kalbime yürür

Bir De Beni Ekleyin

hatalarımızı çıkarsak geriye ne kalır hayatımızdan

dokunulmuş yerlerimizde soğuyan sevinçli yaşamlar mı

hiç solmayan çiçeği görmüş müdür hai-kai ustaları

ve dikenlerini içine büyüten bir gül kimin kanayanıdır

bir de bunu ekleyin

neden yorgun akşamları giyindik her sabah üstümüze

aktar ölçeğinde mi incelir hüzün, sarraf nezdinde mi

oluksuz bıçaklarla sevişen kaçıncıda ölür

ve kısa pantolonlu bir çocukluğun dizleri neden hep kanar

bir de bunu ekleyin

çok çocuklu analar koynunda nasıl bakir kalınır

neden yağmurlar genişletir alnımızı, güneş kaçırır

redd-i ilhak’ın dilde yoksullaşması mıdır yalnızlık

ve biz Heybeli’de her gece haklıydık

bir de bunu ekleyin

(Parçalanmış Divan’dan)

Gündüz Körlüğü
yatışmak için sığındım bütün dikenler gül
karanlık dişleri gıcırtılı arka sokaklar
iki sene mektep tatili oluyor
dövüşmek için yöneldiğim o meçhul silüetlerde görüyorum
umulmaz aşkın Daphne’sini
yirmi dokuz yaşındayım gene, şairim, sakallarım bitkin
eksik yaşanmış kağıtları yırtmak için açtığım çekmecede
ah geri gelse yıllarımı buluyorum, henüz yaşanmamış
cebime sığmayan bir şişeden fışkırıyor Köhne akşamlar
Selahaddin Bey’in udu, diyorum
Todori’de bir şişe rakı açılıyor
Travis McGee ve ben, bir intihardan yeni kalkmış gibi
Sırılsıklam aşık oluyoruz bütün kızlara
Modigliani’lere, annelere
üniversiteden içeri dalıyorum, yakamda paraşütlerle
şenlik için birkaç molotof kokteyli
kürsüye kalın sesli bir bildiri
kızların rüyasına örgüte giriş formu bırakıyorum
sonra çekip gidiyorum
ne kadar çok gidiyorum hiçbir yerlere
geceler boyu huysuz bir pardösü ve ufalanmış düşlerle
kendi içimde dolanıp duruyorum
bir şiir nasıl yazılır?ı öğrenerek şair
uzun uzun nuttuklarımı söylememeyi öğreniyorum
işte böyle, usul bir kımıltıyla sabah oluyor
(Parçalanmış Divan’dan)

Yol Sözleri

ağır yaralı geceler boyu kenti sürükleyen
ıssız yakınlıklar, gözlerimde boğazlanmış isyan
gözlerimde kırılgan duruşlar saklayan hayat
erken sözler hükmüdür- kuytuya sızan
kar suyuna saldığım düşler: köpüren
bir nadastan elimde son kalanlar, ağır
kitaplara çivilenmiş avuçlarım kadar benimdir
bitti işte! hiçin her şey olduğu bu yerde
terk edilmiş bir cumhuriyetin gıcırtılarıyla örtülür
gece
oysa ben remil açmıştım hazin hüznüme
en ince parmaklarında şeytan tırnağı büyüten
bu ülke! varidatına ağlayan tahta suratlar
buruk şarap tadında yalnızlığımız bu gece
buruk bir yalnızlıktan başka ne
sodome saatlerini yaşarken sokaklar
ve zırhlarla kuşatılmış bir gök altında
bütün cesetler açık toplantıdayken gene
elbet günlüklerde kalacak benim adım
çünkü ben, sessiz sözlerle arkadaşım
işte: olmasa da olur bir remil açtığım, yolumdayım
(Erken Sözler’den)

Sende Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir